PGD GenetikTanı

Paylaş:

genetik-tanı

Tüp bebek uygulamalarında embriyolar 2.-5. günler arasında seçilerek anne adayına transfer edilmektedir. Genellikle, görünümlerine (morfoloji) göre en kaliteli 1-2 embriyo diğerleri arasından seçilerek transfer edilmektedir. En iyi görünüme sahip embriyolar transfer edilmesine rağmen implantasyon ve klinik gebelik oranları halen istenilen düzeylere ulaşmamıştır. Gebelik oluştuktan sonra da ilk 3 ay içersinde %15-20 ‘lere varan oranlarda düşük meydana gelmektedir. Son yıllarda yapılan araştırmalar embriyoların tutunmamasında kromozomal bozuklukların önemli bir rol oynadığını göstermiştir.

Tüp bebek tedavisi sırasında elde edilen embriyoların % 30-50 ‘inde anöploidi durumu görülmektedir. Transfer edilen embriyolar kaliteli bile olsa genetik bozukluğun olabileceği anlaşılmıştır. Genetik olarak sağlıklı olmayan embriyoların gebelik oluşturma ihtimali ya hiç yoktur (otozomal monozomi’ler) ya da çok azdır. Gebelik oluştuğu taktirde ise önemli bir kısmı düşükle sonuçlanırken, daha az oranlarda ölü doğum veya anomalili bebek doğumu ile sonuçlanmaktadır.

Pre-implantasyon genetik tanı (PGT-PGD) son yıllarda tüpbebek uygulamalarına girmiştir. PGT yöntemi ile genetik olarak normal ve anormal embriyolar tespit edilebilmektedir. Anöploidi taraması (aneuploidy screening) yapılarak embriyolardaki sayısal kromozom bozuklukları ayıklanabilmekltedir. Anöpolidi taraması tüpbebek için başvuran hastaların yaklaşık % 10 kadarına önerilmektedir. Bu % 10 hastaya PGD yapıldığı taktirde normal embriyolar transfer edilerek bu olumsuz gidiş önemli derecede düzeltilebilmektedir. PGD’nin tüp bebek uygulamasındaki önemi giderek artmakta ve giderek daha fazla hastaya PGD yapılması önerilmektedir. Bu şekilde tüpbebek için başvuran çiftlerin gebelik şanslarını arttırırken ve olabilecek düşük ihtimalini azaltmak hedeflenmektedir.

Anöploidi taraması ile embriyolarda sayısal kromozomal problemler tespit edilebilir olmasına karşın tanının 1-2 hücre ile tanı konuluyor olması sebebiyle embriyolardaki olası mozaisizmi dışlamamaktadır. Son yayınlar gelişen embriyoların %20-30 ‘nun hücrelerinde (blastomerlerinde) kromozom sayılarında farklılıklar olabileceğini göstermektedir (mozaisizm). Belirli ölçüde kromozomal olarak mozaik olan embriyoların normal kabul edilebileceği ve hatta bu embriyoların embriyonik gelişimin erken dönemlerinde kendisini normalleştirebilceğini (self-correction) bilmekteyiz. Bu nedenle anöploidi taraması her tüp bebek hastasına kesinlikle uygulanamaz, özellikle tekrarlayan gebelik kayıpları veya anne veya babada kromozomal mozisizm olan belirli hasta gruplarında tavsiye edilebilir.

Anöploidi taraması dışında anne veya babanın veya her ikisinin dengeli translokasyon taşıyıcılığı olduğu durumlarda da PGD düşünülmektedir. Bu çiftlerde genellikle tekrarlayan düşük yada hiçi gebe kalamama öyküsü görülmektedir. Resiprokal ve Robertsonian translokasyonları olarak iki farklı tibi bulunan kromozomdaki yapısal değişiklikler FISH ve cGH gibi moleküler genetik teknikler ile embriyolarda tesbit edilebilmektedir.  PGD sonrası normal çıkan embriyoların transferi ile gebelik elde edilebilir.

PGD’nin tüpbebek uygulamalarına girmesiyle implantasyon ve gebelik oranlarının neden düşük seyrettiği kısmen açıklığa kavuşmuştur. Bu yöntemle en iyi kalitede gibi görünen embriyolarda bile %30-40, kötü kalitedeki embriyolarda ise %90’lara varan oranlarda genetik bozukluk saptanmıştır. Dolayısıyla iyi kalitede görünen, ancak genetik olarak anormal olan embriyoların gebelik oluşturma şansı çok düşük olabileceği gibi, gebelik oluşsa dahi sonrasında düşükle sonuçlanma ihtimali vardır.

Gebe kalma sorunu olmayan ancak genetik hastalık taşıyıcısı olan çiftlere de PGD yöntemi sayesinde sağlıklı bebek sahibi olabilme olanağı sunulmaktadır. Bu tip hastalar genellikle tekrarlayan düşük, ölü doğum, anomalili bebek hikayesi ile kliniğimize başvurmaktadır. Kendilerinde böyle bir genetik hastalık taşıyıcılığı olduğunu önceden bilen çiftlerin bir kısmı ise herhangi bir gebelik girişiminde bulunmadan önce yardım için başvurmaktadır. Tek gen hastalığı taşıyıcılarında PGD ile sağlıklı gebelik elde elmek artık şansa bırakılmadan başarılabilmektedir.

Ayrıca önceki çocuğunda kemik iliği naklli gerektiren bir hastalığın ortaya çıkması durumunda çiftler tüp bebek yöntemi ile hasta çocukla doku uyumlu ama sağlıklı (HLA tiplemesi-HLA tayini) çocuk sahibi olmak ve sonrasında doğacak olan bebekten alınacak kordan kanı veya kemik iliği ile hasta çocuğunu iyileştirrmeke için de merkezimize PGD uygulamsı için başvurmaktadırlar. PGD sonrası yapılan HLA uyumlu embriyo transfer ile hem hasta çocuk iyileşebilmekte hemde genetik hastalığı olmayan bebek dünyaya gelebilmektedir.

PGD KİMLERE YAPILMALI

Preimplantasyon genetik tanı (PGT), embriyonun incelenen kromozomlar ve genetik hastalıklar açısından, normal olup olmadığını, teşhis etmek amacıyla uygulanan bir yöntemdir. Embriyo biyopsi işlemi ile embriyonun transferi yapılmadan önce test edilmesi embriyonun herhangi bir genetik hastalık taşıyıp taşımadığı veya kromozomal olarak normal olup olmadığı hakkında bilgi veren önemli bir yöntemdir. Embriyodan biyopsiyle alınan hücre (blastomer), genetik bölümüne iletilir. Genetik inceleme sonucunda tanımlanan normal embriyoların transferi gerçekleştirilir.

Embriyoloji laboratuarında, embriyo biyopsi işlemi embriyonun 3 farklı döneminde endikasyona bağlı olarak uygulanır.

Zigot döneminde Polar body biyopsi, Birinci PB Biyopsi işlemi, ICSI/IVF den hemen önce (yaklaşık OPU işleminden 4 saat sonra) gerçekleştirilir. İkinci PB ise ( ICSI/IVF den 18-20 saat sonra), birinci PB nin aspire edildiği kesitten girilerek aspire edilir.  Özellikle tek Gen ve HLA Hastalıklarında ayrıca bir önceki uygulamasında embriyolarında total kromozomal anormallikler saptanan olgularda uygulanır.

3. günde blastomer biyopsi (embriyo biyopsi),

5. gün  blastosist döneminde Trofoektoderm biyopsi (TB). TB işlemi blastosist dönemine ulaşmış 5. gün embriyolarına uygulanır

Biyopsi işlemi çok özel araçlar ile deneyimli embriyologlarca yapılabilen zor bir işlemidir. Önceliklle yumurtayı veya embriyoyu kaplayan kaoruyucu tabaka olan zona pellüsida da bir delik açılır (hatching). Bu işlem mekanik, lazer veya asit tyroid yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Merkezimizde bu işlem için en güvenli olan laser ile hatching yöntemi kullanılmaktadır. Daha sonra açılan delikten biopsi pipeti ile embriyonun içine girilerek diğer hücrelere zarar verilmeden hedef hücre  dışarı alınmaktadır. Alınan hücre genetik laboratuvarına ulaştırılmaktadır. Yapılacak genetik araştırmanın türüne göre FISH (floresan insitu hibridizasyon), PCR (polimeraz zincir reaksiyonu), microarray veya cGH (comparative genomic hybridization) yöntemleri kullanılmaktadır. Anöploidi taraması, translokasyon taşıyıcılığı veya tek gen hastalığı nedeniyle cinsiyet tayini yapılacak çiftlerde FISH ve cGH yöntemi, diğer tek gen hastalıkları için PCR yöntemi kullanılmaktadır. Türkiye’de genetik açıdan bir sebep yoksa PGT ile cinsiyet tayini yapmak yasaktır.

Şu anda merkezimizde tüm genetik analiz yöntemleri başarıyla uygulanmaktadır. Sonuçların çıkması genellikle 1-2 gün sürmekte ve normal embriyolar 4. veya 5. gün transfer edilmektedir.

  • Hangi durumlarda pre-implantasyon genetik tanı önerilmektedir ?
  • Tekrarlayan gebelik kayıpları
  • Düşük öyküsünde fetusun kromozomal anormallik taşıması
  • Anne veya baba adayında veya her ikisinde translokasyon taşıyıcılığının olması
  • Anne veya babada cinsiyete bağlı geçen tek gen hastağının olması
  • Anne veya babada tek gen hastalığı veya taşıyıcılığının olması
  • Hastalıklı çocuğun tedavisi için (ilik nakli gerektiren durumlar) HLA uyumlu-doku uyumlu embriyo elde edilmesi
  • Preimplantasyon Genetik Tanısı yapılabilen tek gen hastalıklarından bazı örnekler

– Akondroplazi
– Adrenolökodistrofi
– Agamaglobulinemi
– Alfa–1-Antitripsin
– Alfa Thalassemia
– Alport Hastalığı
– Alzheimer hastalığı – Early onset (PSEN1–2)
– Becker Musküler Distrofi
– Beta Talesemi
– Charcot Marie Tooth
– Kistik Fibrozis
– Cruzon Sendromu
– Duchenne Musküler Distrofi
– Distoni
– Epidermolysis Bullosa
– Fanconi Anemisi
– Familial adenomatous polyposis (FAP)
– Familial dysautonomia
– Fragile-X Sendromu
– Gaucher’s Hastalığı
– Glikojen Depolama Hastalığı
– Hemofili A ve B
– HLA doku tiplemesi
– HSNF5 mutasyonları
– Huntington hastalığı
– Hurler sendromu
– Incontinentia pigmentii
– Kell disease
– Lesch Nyhan sendromu
– Long Chain Acyl-Co A Dehidrogenaz (LCHAD) eksikliği

– Marfan X’e bağlı
– MELAS
– Multiple Endocrine Neoplasia Tip II (MEN II)
– Multiple Epiphysial Dysplasia
– Myotonic Distrofi
– Myotubular miyopati
– Neurofibromatosis tip I
– Neurofibromatosis tip II
– Norrie hastalğı
– Osteogenesis imperfecta I – IV
– OTC Eksikliği
– P53
– Fenilketonüri
– Polikistik böbrek hast. (Otozomal Dominant tip I ve II)
– Retinitis Pigmentosa
– SCA 6
– Orak Hücre Anemisi
– Sonic hedgehog mutasyonları
– Spinal/Bulbar Musküler Atrofi
– Spinal Muscular Atrophy
– Tay-Sachs Disease
– Translocations by FISH
– Tuberous sclerosis
– Von Hippel Lindau
– Wiskott-Aldrich sendromu
– X’e bağlı hydrocephalus
– X’e bağlı hiper IgM sendromu

Paylaş:
Benzer Yazılar
Doktorunuza sorun