IMSI

Paylaş:

(Yüksek Mikroskopik Büyütmeyle Seçilmiş Sperm Mikroenjeksiyonu)

Bu teknik standart tüp bebek ve mikroenjeksiyon uygulamaları ile karşılaştırıldığında en üst düzeyde spermin morfolojik analizini yapabilme imkanı vermekte ve bu yapılan analiz ile canlı sperm hücresine hiçbir zarar verilmeden bu spermin mikroenjeksiyonunun yapılabilmesine izin vermektedir.

Standart mikroenjeksiyon uygulamalarında canlı sperm hücresi en fazla 400×2 kat büyütülmektedir. Bu büyütmede spermin genel morfolojik özellikleri (baş yapısı, boyun yapısı ve kuyruk yapısı) incelenebilir. Fakat sperm hücresinin baş yapısında yer almakta olan organeller ve vakuol gibi olmaması gereken yapılar ve hücre çekirdeği incelenememektedir.

Bu uygulama için ileri teknoloji ile donatılmış özel mikroskoplar kullanılmaktadır. IMSI tekniği kullanılarak yapılan işlemde 6000-8000 kat büyütülme kullanılarak canlı spermlerde hücre içi yapıları ve hücre çekirdeği morfolojisi detaylı bir şekilde incelenmektedir. Böylelikle normal ya da normale en yakın spermlerin ayrıntılı seçimleri sonrasında yapılan mikroenjeksiyon işlemi ile %25 ile %40 arasında daha yüksek döllenme sağlanabilinmektedir. Bu teknik ülkemizde ilk olarak Brüksel Tüp Bebek merkezinde gerçekleştirilmektedir.

Genetik ve çevresel faktörler, erkek speminde çeşitli derece ve şiddette DNA hasarına yol açmaktadır. Genellikle tüp bebek tedavisinde uygulanan ICSI tekniğinde hasarlı DNA içeren spermler kullanılma ihtimali daha yüksektir. IMSI (İntra cytoplasmic Morphologically Selected sperm İnjection) canlı spermde DNA hasarı olup olmadığını gösteren en iyi tekniktir.

2008 yılında Garolla’nın yaptığı araştırmalarda sperm DNA hasarı ile sperm kafasında vakuol oluşumu arasında doğru bir orantının bulunması tekniğinin kapılarını açmıştır. Klasik ICSI yapılırken morfolojisi ve hareketliliği normal olan spermler seçildiğinden “iyi sperm” seçimi yapılmış oluyordu. Halbuki bu şekilde yapılan sperm seçiminde sperm DNA’sının iyi olup olmadığı bilinmemektedir. Artık ICSI yerine IMSI tekniği kullanıldığından, DNA hasarı daha az olan spermler seçilebilir. Normal tüp bebekte yapılan ICSI ‘de, sperm seçimi sırasında 400×2 kere büyütme yapılarak sperm seçilmekte olup IMSI tekniğinde 6000-8000 kere büyütüldüğünden daha iyi DNA ‘sı olan spermlerin seçildiği düşünülmektedir.

Yumurta ve spermdeki yüksek DNA hasarı iyi kalitede embriyo elde edememe, düşük gebelik ve implantasyon oranları ve düşüklere sebep olabilmektedir.

Anormal hücre metabolizması ve oksidatif stres, sperm DNA zincirlerinin bütünlüğünün korunmasını zorlaştırıp DNA kollarında çeşitli hasarlara yol açmaktadır. Erkeklerde; ileri yaş, sigara kullanımı, hava kirliliği, uzun seksüel perhiz süresi, testislerin anormal sıcak ortama maruz kalması gibi durumların sperm DNA’sında hasarı arttırdığı gözlenmiştir. Eğer sperm DNA hasarı %8 den az ise yumurtaların DNA’sı spermlerin hasarlı olan DNA’sını tamir edebilir ve sağlıklı çocuk doğabilir. Fakat yapılan çalışmalarda; inkomple DNA tamiri olduğu durumlarda oluşan embriyolar ve sonunda doğan farelerde de anormallikler yani anormal büyüme, erken yaşlanma, akciğer ve cilt tümörleri oluşabilmektedir. Bu yüzden spermdeki DNA yapısının sağlam olması genetik informasyonun ileriki soylara daha sağlıklı geçişini sağlaması açısından çok önemlidir.

Erkeğin yaşı 35 ‘i geçtiğinde, spermdeki DNA hasarı arttığı için düşük oranı da artmaktadır. Ancak ICSI ile doğan çocuklarla 8 yaşında yapılan nörolojik muayeneler sonucunda, normal yoldan doğan ve ICSI ile doğan çocuk arasında bir fark olmadığı fakat majör konjenital anomalilerin ICSI çocuklarında biraz daha fazla olduğu saptanmıştır. 10 yaşındaki her iki yoldan doğan çocuklarda eşit idrak etme, kavrama ve motor gelişimi saptanmıştır.

Bizim bilgilerimize göre, bu gün DNA’sı hasarlı olan spermler kullanılarak yapılan ICSI sonucu oluşan çocuklarda, uzun yıllar sonra ne olacağı bilinmemektedir. 1992’de ICSI ‘nin infertilite tedavisinde kullanılmasından sonra spermin naturel seleksyonu baypas edilmiştir. ICSI ile naturel yollardan döllenme yapamayacak DNA’sı hasarlı spermler ile embriyo elde edilebilmektedir. DNA’sı hasarlı spermler ile döllenen yumurtalardan gelişen embriyolarda, promutasyon ve mutasyon oluşup, bu da ileride doğacak çocuklarda infertilite ve çocuk kanserlerine neden olabilir. İnsanlarda, spermlerde vakuol olduğu zaman yani DNA hasarı olduğu zaman, doğan çocuklarda ileri yıllarda bunun ne gibi bir zarara yol açtığına dair kanıt olmamakla birlikte, IMSI ile DNA yapısı iyi spermler seçildiğinde oluşan çocukllarda daha az risk olabileceği söylenebilir.

Acaba IMSI kimlere kullanılmalıdır ?

IMSI tüm hastalara mı yoksa sadece 35 yaş üzeri vaya oligoastenoteratozoospermi, azospermi subgrup hastalarda mı kullanılmalı?
IMSI ‘de yüzde yüz hasarlı spermler bulunduğunda, bu hastalarda ne yapmalıyız? Sanıyorum bunlar için spermlerde yeni klasifikasyon yöntemleri bulmalıyız. Sonuç olarak, ICSI öncesi IMSI ile yapılan doğru sperm seçimi ile doğacak çocuklar daha sağlıklı olur. Ancak uzun yıllar sonra ICSI ‘den doğan çocuklarda oluşabilecek riskleri bilmeden bunun yerine IMSI’nin tercih edilmesi tüm hastalarda yapılmasının gerekli olduğu sonucunu vermektedir.

imsi-normal-anormal

Paylaş:
Benzer Yazılar
Doktorunuza sorun